Kanserden bile daha tehlikeli!

Prof. Dr. Yüksel Çavuşoğlu, kalp noksanlığında yaşam beklentisinin, prostat kanseri, kalın bağırsak kanseri, tiroit kanseri, deri kanserleri, meme kanseri, rahim kanseri gibi pek çok kanser türünden daha kötü olduğunu belirtti.

Kalp yetersizliğinin görülme oranlarının gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde giderek arttığına işaret eden Çavuşoğlu, “Önümüzdeki 15-20 yıl içinde toplum sağlığını tehdit eden boyutlara ulaşacağı varsayım edilmektedir.

Hayat boyu rehabilitasyon ihtiyacı, sık sıhhat müessesesine geçime lüzumu, karışık ve pahalı makine rehabilitasyonu uygulamaları nedeniyle aynı zamanda sağlık ekonomisi üzerine yüksek maliyetler getirmektedir.” ifadelerini kullandı.

Çavuşoğlu, kalp yetersizliğinin giderek artan oranlarda görülmesinin nedenlerine ait şunları paylaştı: “Günümüz modern rehabilitasyon usulleriyle kalp krizi, kalp damar hastalığı, kalp kapak hastalıkları, hipertansiyon, şeker hastalığına bağlı ölümler menedilebilmekte ve yaşam süresi uzamaktadır. Ancak bu hastaların büyük kısmında zamanla kalp eksikliği gelişmektedir. Dolayısıyla bu hastalıkların son açtığı kapı, kalp eksikliğidir. En önemli farklıyı da toplumların yaşlanmasıdır.

Yaş ilerledikçe kalp eksikliği görülme oranı artış göstermektedir. 40 yaş sonrası yaşam boyu kalp eksikliği sihrime riski yüzde 20’dir. Toplumda kalp eksikliği görülme oranı genel olarak yüzde 2-3 iken, 70 yaş sonrası bu oran yüzde 10’a, 80 yaş sonrası yüzde 15-20’lere çıkmaktadır. Ülkemizde yaşam süresi son 15-20 yıl içinde yaklaşık 10 yıl uzamıştır. Yaşlı popülasyon giderek artmaktadır. Önümüzdeki 10 yıl içinde de 2 kat daha fazla artması beklenmektedir.

60 yaş üzeri popülasyonumuz bugün 7,5 milyondur ancak 2023 yılında 14-15 milyon olacağı öngörülmektedir. Kalp eksikliği olgularının yüzde 50’ye yakın kısmı 60 yaşın üstündeki bireylerdir.” Avrupa ülkelerinde 15 milyon, Amerika Birleşik Devletlerinde 6 milyon, Türkiye’de 1,5 milyon kalp eksikliği hastası bulunduğunu kaydeden Çavuşoğlu, bu sayının gelecek 10 yıl içinde en azından 2-3 kat artacağının öngörüldüğünü belirtti.

“ÖNLENEBİLİR BİR HASTALIK”

Çavuşoğlu, kalp eksikliği kendini “soluk darlığı”, “ayaklarda şişme” ve “seri yorulma” şeklinde gösterdiğine değinerek, şöyle devam etti: “Öksürük, iştahsızlık, beden ağırlığında değişiklik, gece sık idrara çıkma, yorgunluk, bitkinlik de görülebilen yakınmaları oluşturur. Çoğunlukla bu yakınmalar başka nedenlere söylenerek atlanmaktadır. Gerçeğinde bu yakınmalar ortaya çıkmadan uzun zaman evvel, kalp yetersizliğine taban hazırlayan faktörler nedeniyle kalp de yapısal değişiklikler başlamakta ve yıllar sonra kalp eksikliği aşikar hale gelmektedir. Yakınmaları ortaya çıkmış olgular gerçeğinde buz dağının su üstünde kalan kısmı gibi düşünülebilir. Bu da kalp yetersizliğine adım atmaya hazır potansiyel büyük bir hasta grubunun olduğu anlamına hasılat. Bugün için ülkemizde 9 milyon ferdin kalp eksikliği gelişimi açısından risk altında olduğu varsayım edilmektedir.

Hipertansiyon, şeker hastalığı, obezite, kalp damar hastalığı, kronik akciğer hastalığı, kronik böbrek yetmezliği, kalp kapak hastalığı, kalp ritim bozuklukları, kalp kası hastalığı veya doğumsal kalp hastalığı, kalp yetersizliğine taban hazırlayan vaziyetlerdir. Dolayısıyla bu olgular kalp eksikliği için risk altında olan, bir başka deyişle kalp yetersizliğine aday olgulardır. Bu hastalıkların zamanında tespiti ve rehabilitasyonu kalp yetersizliğine gidişi önler veya yavaşlatır. Bu nedenle yakınmalar ortaya çıkmadan evvelki yarıyıllarda yapılacak girişimler ile kalp eksikliği önlenebilir bir hastalıktır.”

Kalp eksikliği ortaya çıkmış, yakınmaları başlamış olan olgu grubunda, erken tanı, hastalığın ciddiyetinin ortaya konulması ve buna göre oluşturulacak rehabilitasyon tasarısının yakın takip altında uygulanmasının, ölüm oranlarının azaltılması açısından önem taşıdığını belirten Çavuşoğlu, bu hastalarda ilaç rehabilitasyonuna ek olarak tuzsuz diyet, sebze meyve ağırlıklı beslenme, kilo kontrolü, kumpaslı egzersiz programları gibi hayat tarzı değişiklikleri ve gerekli olgularda kalp pili rehabilitasyonu veya kalp şoklama aygıtlarının uygulanmasının hayat kalitesinin tertip edilmesi ve ölümlerin azaltılmasında tesirli olduğunu anlattı .

Çavuşoğlu, kalp yetersizliğinin hayat boyu devam eden kronik bir hastalık olduğunun altını çizerek, söylemesini şöyle tamamladı: “Seyrek veya tertip edilebilir bir nedene bağlı gelişmişse banale dönebilir. Yaşam beklentisi, prostat kanseri, kalın bağırsak kanseri, tiroit kanseri, deri kanserleri, meme kanseri, rahim kanseri gibi pek çok kanser türünden daha kötüdür. 5 yıllık yaşam uğru yüzde 50’dir.

Ciddi soluk darlığı olan ve günlük faalliği aşikar kısıtlanmış olanlarda ise 1 yıllık yaşam beklentisi yüzde 50’dir. Kalp eksikliği gelişimini menetmek, gelişmişse ilerlemesini yavaşlatmak ve ileri olgularda yaşam zamanını uzatıp yaşam kalitesini yükseltmek toplumun kalp eksikliği konusunda bilgilendirilmesi ve bilinçlenmesi ile mümkün olabilir.”

Kaynak: Anadolu Ajansı

Bir cevap yazın